RUHSAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

Psikiyatrik görüşme, hastanın gelişimsel, sosyal ve güncel sorunlarının anlaşılması ve hasta hekim ilişkisinin kurulması açısından tedavinin en kritik yönüdür.
Hekimin kendini tanıtması, mahremiyete saygı, hasta veya yakınlarına yeterli ve anlaşılır bilgilendirme, danışan kişinin psikiyatriye yönelik önyargılarını ele almak, içten bir ilgiyle dinlemek, yeterli zaman ayrılması tedavide önemli unsurlardır. Görüşmenin içeriği yanı sıra saygılı ve ölçülü ancak hastanın kendisini rahat hissedeceği destekleyici ve yüreklendirici bir güven ortamı, soruların açık uçlu, yansız, yüksüz olması, hastanın yakınmalarını bizzat kendi ifadeleriyle not etmek, iş, evlilik, eğitim, kültürel durum, geçirilmiş ruhsal sorunlar ve ailesel hastalık öyküsü not edilmesi gereken temel bilgilerdir.
Ruhsal muayenede hastanın genel görünümü, konuşması, duygulanımı, bilişsel ve algısal değerlendirmesi, düşünce süreci ve içeriği, savunuculuğu, iç görüsü ve yargılaması, suisidalitesi ve fizik muayenesi ihmal edilmeyecek unsurlardır.

Hastadan alınan bilginin güvenilirlik derecesi, başka kimlerden ek bilgiler elde edildiği not edilmelidir.

GENEL GÖRÜNÜM

Hastanın duruşu, konuşması, hekime geliş biçimi, psikomotor etkinliği, giyimi, kendine bakımı, çevreye ilgisi, jest-mimikleri, tikleri, vücudunda yara izleri olup olmadığı değerlendirilir.
Aşırı bakımsız bir dış görünüm, ciddi mental hastalıkları akla getirirken, çok canlı, parlak, olağan dışı giysiler ve fazla konuşma isteği bipolar bozukluğu, kederlilik, çökmüş yüz ifadesi, özensiz bir giyim ve suskunluk depresyonu akla getirmelidir.
Hastanın hekime karşı savunucu, öfkeli ya da kuşkucu tutumu psikotik /paranoid bir sürecin parçası olabilir.
Rapor, tayin, nakil vb özel taleplerle gelen bireylerde ilişkideki ölçüye bir kat daha özen gösterilmelidir.

KONUŞMA VE İLİŞKİ KURMA



Konuşmanın miktarı ve düzeni, şive, anlatım tarzı, ses tonu, netliği ile ilişkili sorunlar, göz teması, sorulara verilen yanıtların uygunluğu, ayrıntıcılık, konu dışı sapmalar var mıdır?
Niceliksel bozukluk: Basınçlı konuşma, konuşmada artma / azalma; ses tonunun yüksek, alçak ya da fısıltı biçiminde olması.
Niteliksel bozukluk: konuşma tikleri, kekemelik, dağınıklık, dizartri, disfazi, pelteklik, çocuksuluk, küfürlü konuşma.

DUYGULANIM (AFEKT)

Dıştan ve içten gelen uyaranlara duygularla anında tepki verebilme yetisi ve bunun dışa vuran görünümüdür.
Hoşlanma, sevinme, üzülme, bunaltı, öfkelenme, korkma, tiksinme, şaşırma… gibi duygularımız olur. Hepsi birden doğal boyutlarında duygusal tepkilerle dolu yaşamımızı yani ötimik duygulanımı oluşturur.
Labil duygulanım: Duygusal tepkilerde çevresel uyaranlardan bağımsızca hızlı değişmeler olmasıdır.
Düz- kısıtlı /sığ-künt duygulanım: Duygusal tepkilerin olmaması veya dışa vurulmasında ileri düzeyde kısıtlılık vardır. Şizofreniyi işaret eder.

Duygulanımda azalmalar

Anhedoni: Zevk alamama hali. depresyon, şizofreni, sınır kişilik gibi durumları işaret eder.
Küntleşme-düzleşme : Duyguların dışa vurumunun azalması veya ortadan kalkması hali, şizofreniyi düşündürür.
İlgisizlik: Duygulanımda umursamazlık, lakaytlık hali, şizofrenide rastlanabilir.
Güzel Aldırmazlık (La belle İndiferans) : Ciddi bir tıbbi sorun olduğu izlenimi verirken kişinin bu duruma adeta mutlulukla tepki vermesi. konversiyon bozukluğunda görülebilir.
Apati (Donukluk) : Duygulanımda düşünce ve davranışla birlikte ileri derecede bir yavaşlama ve donukluk halidir. Zeka geriliklerini, kronik şizofreniyi düşündürmelidir.

Duygulanımda artmalar

Neşe ya da elem yönünde artıştan söz edebiliriz.
Artmış neşelilik, coşku- öfori, olağandışı bir zevk, keyif alma halini ifade eder. Elasyon, ekzaltasyon, ektazi. Hipomani / mani, psikostimülan kullanımı, frontal lob sendromu, v.b. hallerde görülür.
Elem yönünde artma: çökkün duygulanım: depresyonu akla getirmelidir.

Duygulanımda bozulma

Kaygı (anksiyete, bunaltı) : Kötü bir şeyler olacakmış hissi, huzursuzluk, korkuya benzer bir duygulanım halidir. Hafif tedirginlik ve gerginlik duygusundan, panik derecesine varan ölçüde değişik yoğunlukta olabilir. Anksiyete bozukluklarının temel bir semptomu olduğu gibi, depresyon, kişilik bozuklukları ve psikozlarda da gözlenebilir.
Panik : Fiziksel belirtilerin baskın olduğu, ani, yoğun anksiyete ataklarıdır. Panik bozukluğunun temel öğesi olması yanı sıra feokromasitoma, hipertiroidi, amfetamin intoksikasyonu, alkol ve sedatif ilaçların yoksunluk durumları, paranoid psikozlar, fobik durumlarda görülür.
Ajitasyon : Aşırı motor huzursuzlukla birlikte olan anksiyete halidir.
Disforik duygudurum: Kişinin günlük yaşamında tedirginlik, sıkıntı, öfke ve mutsuzluk egemendir.


DUYGUDURUM (MİZAÇ, MOOD)

Hasta tarafından ifade edilen, uzun süreli (günler, aylar) belli duyguların baskın olarak yaşanması durumudur.
Örnek: Çökkünlüklerdeki uzun süren keder, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık durumu;
taşkınlıkta ise aşırı neşeli ya da öfkeli coşku dolu durum.
Normal duygudurum (ötimi). Belli sınırlar içinde kişinin duygularının bulunduğu duruma göre dalgalanmalar göstermesi doğaldır. Örnek: bir nişan töreninde çoğu insanın neşeli olması, bir başsağlığı buluşmasında üzüntülü olması gibi.

Niceliksel değişiklikler

Duygulanımda azalma (ağır duygu noksanlığı, soğukluk, apati, duygu küntlüğü…); duygulanımda artma (öfori, taşkın duygudurum …)


Niteliksel değişiklikler


Duygulanımda uygunsuzluk; bireyin içinde bulunduğu duruma ya da düşünce içeriğine uymayan duygusal tepkiler göstermesidir.
Duygulanımda oynaklık; duygunun yoğunluğunda ya da türünde çok hızlı ya da çok sık olan değişikliklerdir.
Patolojik gülme ve ağlama, beynin  damarsal ya da dejeneratif hastalıklarında görülebilir. Küçük bir uyaranla birden bire tetiklenen duygusal tepkiler abartılıdır.
İkili duygulanım (ambivalans) : Aynı zamanda hem sevgi hem nefret gibi birbirine zıt duyguların bir arada bulunması halidir. Şizofreni, depresyon, obsessif kompulsif bozuklukta görülebilir.
Duygularını daha çok bedene yansıtarak  bedensel yakınmalarla gelen ve somatizasyon bozukluğu, psikosomatik hastalık tanısı konan kişilerde sıklıkla duygularını tanıyamama gibi bir durum görülür. Örneğin; aleksitimik bireyler ruhsal çökkünlüğe girerlerse çökkünlüğün duygularla ilgili yönlerini algılamazlar, tanımlayamazlar ama somatik yönlerini iyi anlatırlar.

BİLİŞSEL YETİLER


Bilinç

Yönelim

Bellek

Dikkat

Algılama

Dil
Soyut Düşünme

Yargılama

Düşünme

Gerçeği değerlendirme

Zeka

BİLİNÇ

Bilinç kişinin uyanıkken kendisinin ve çevresinin farkında olması, uyanıklık durumudur. Tam uyanıklık tam bilinçlilik, koma ise tam bilinçsizlik halidir.
Sensoryum, bilinçlilik anlamındadır. Sağlam bir bellek ve oryantasyon halinde sensoryum açıktır. Kognisyon (zihin, biliş) ise kavrama, yargılama, bellek ve çözümleme süreçlerini içerir.
Hastanın kendiliğinden ya da değişik uyaranlar karşısında verdiği motor ve sözel cevaplar incelenir. Örneğin Glasgow Koma Skalası’ında göz, motor ve sözel yanıtlar puanlandırılarak bilinç düzeyi tanımlanabilir.

Bilinç Bozuklukları

Bilinç ve yönelim bozukluğu genelde organik nedenlerle olur.

Konfüzyon (bilinç bulanıklığı) : Zaman, kişi ve yer yönelimi bozulur, kişi çevresel uyaranlara uygun yanıt veremez, nörolojik karşılığı dikkatsizliktir. Konfüzyon, kortikal ve /veya asendan retiküler aktive edici sistemin işlev bozukluklarında görülebilir.
Madde entoksikasyonun
Madde yoksunluğu
Epileptiknöbetler
Deliryum sebebi olacak diğer organik durumlarda .

Deliryum

Organik bir nedene bağlı olarak kısa sürede gelişen,
– Yönelim bozukluğu,

– Dikkat toplama ve sürdürmede yetersizlik,

– Algıda sıklıkla görsel halüsinasyon biçiminde bozukluk ve

– Konuşmada bozulmanın gözlendiği durumdur.
Klinik, değişken ve dalgalı seyirlidir.

Alacakaranlık durumu: Bilinçteki bozulmaya halüsinasyonların eşlik ettiği hal. Kişinin iradesi dışında, bazen çok karmaşık olabilen eylemlerin yapıldığı gelip geçici bir bilinç bozukluğudur. Yapılan eylemler daha sonra anımsanmaz. Deliryumda, madde intoksikasyonunda ya da postepileptik dönemde görülebilir.
Letarji: Uykuya eğilimin gözlemlendiği, çevreye karşı farkındalıkta azalma durumudur. Hasta orta şiddette uyarana yanıt verir fakat hemen ardından uykuya tekrar dalar.

Somnolans: Olağandışı uyuşukluk, anormal uykululuk durumu.

Stupor: Çevrede olup bitenlerin farkında olamayış ve tepki gösterememe durumudur. Hasta mutizmli ve akinetiktir. Bilinçlilik durumu korunmuştur. Gözleri açıktır ve görsel uyaranları izler. Gözleri kapalı ise gözlerin açılmasına direnir.  Daha sonra bu sırada yaşadıklarını genelde hatırlar.
Basit stupor komaya gidebilen daha ağır bir durumdur.

Koma: Stuporun en ağır derecesidir. Tam bir bilinç kaybı vardır ve hastanın istemli bir etkinliği yoktur.

Koma vijil:  Gözlerin açık kaldığı, hastanın uyuyormuş ancak uyandırılmaya hazırmış gibi göründüğü bir koma türüdür.  Sistemik enfeksiyonlarla birlikte ortaya çıkan akut  beyin sendromlarında görülür.
Bilinç bozukluğu olan bir hastada tam bir fizik ve nörolojik muayene yapılmalıdır:
Birincil beyin hastalığı :Travma, damarsal hastalıkları, enfeksiyonlar, tümörler, epilepsi
Sistemik hastalıklar: İntoksikasyon, metabolik patolojiler, ensefalopatiler, hipoksi, eksiklik durumları ( Wernicke ensefalopatisi) araştırılmalıdır.
Günbatımı Sendromu (Sundowning): Genelde yaşlı hastalarda özellikle de demans seyrinde görülür. Daha çok akşam saatlerinde sedasyon, uyku hali ve konfüzyonun eşlik ettiği durumdur.
Dissosiyasyon /konversiyonla ilişkili psikojenik yanıt vermeme durumunda nörolojik muayene normaldir. Hastanın gözlerinin açılmak istenmesine direnç göstermesi, eli yukarı kaldırılıp serbest bırakıldığında bilinçli motor yanıt alınması, glabella reflleksinin normal olması bilinç bozukluğunu dışlayacak muayene bulgularıdır.

YÖNELİM (ORYANTASYON)

Kişinin zamanı, yeri ve kişileri doğru olarak tanıma yetisidir.
Yönelim bozukluğu (dezoryantasyon) sırasında hasta bulunduğu zamanı, yeri ve çevresinde tanıması gereken kişileri tanıyamaz.
Gerçek yönelim bozukluğu deliryumda görülür. Deliryumdaki bir hastada ilk önce zaman, sonra yer, en son olarak da kişi yönelimi bozulur.

BELLEK (HAFIZA)

Bellek, kişinin yakın ve uzak geçmişte yaşadığı deneyimlerini , öğrendiklerini, zihninde saklama, doğru olarak yeniden aklına getirme, anımsayabilme yetisidir. Belleğin kayıt, depolama ve geri çağırma işlevleri vardır:
a. Kayıt Belleği (Tanıma ve tespit, anlık bellek) : Kazanılan bilgilerin kaydedilerek yeni algıların eski bellek izleri ile birleştirilerek tanınmasıdır. Dikkat, yönelim ve algılama ile yakından ilişkilidir. Hastaya birbiri ile ilişkisiz üç kelime söylenip bunu tekrarlaması istenir. Kayıt belleği yönelimin bozulduğu durumlar ve ağır amneziler dışında genellikle bozulmaz.
b. Depolama/Saklama : Kayıt edilen bilgi ve yaşantıların bellekte korunarak depolanması işlemidir. Saklamadaki bozukluk, kısa süreli belleğin uzun süreli belleğe dönüşmesinde bir bozukluk olduğunu gösterir.
Bilgi ve anıların depolanmasında hücre içi RNA’nın rolü gösterilmiştir. Wernicke-Korsakof sendromu ve Alzheimer hastalığı verinin saklanmasındaki bozukluğun tipik örneklerdir.
c. Anımsama (Recall) : Bellekte saklanmış olan bilgilerin, anıların yeniden hatırlanabilmesidir.

Bellek bugün için tam anlamıyla anlaşılamamış ve beynin tüm yapılarını ilgilendiren karmaşık bir işlevdir.

Klinik uygulamada bellek

1. Duyusal ve anlık bellek (sensoriyel ve immediate memory): Hastaya üç ayrı kelime söylenir ve bunu tekrarlaması istenir.
2. Yakın geçmiş belleği (recent memory): Bu üç kelimeyi 5 dk. sonra tekrarlaması istenir. Ayrıca son günlerdeki yaşantıları da sorularak yakın geçmiş belleği değerlendirilebliir.
3. Uzak geçmiş belleği (remote memory): Hastanın aylar, yıllar önce öğrendiği bilgileri, anıları anlatması istenir. Yaş günü, askerlik, evlenme tarihi, ilkokul anıları sorulur. Bu bilgiler hastanın bir yakını tarafından doğrulanmalıdır ya da herkes tarafından açıkça bilinen geçmiş olaylar hakkında sorular sorulmalıdır.
Asansör kuralı (Ribbot Kanunu): Beyne ilk giren bilgi en son çıkar. Yeni öğrenilenler en önce, eski öğrenilenler en son unutulur.

Belleğin en önemli ve yaygın bozukluğu bellek zayıflaması halidir…
Bellek zayıflamasının başlıca nedenleri stres, ilerleyen yaş yanı sıra organik ruhsal bozukluklar, bunama, deliryum ve amnestik bozukluktur.
Bellekte artma (hipermnezi): mani, hipomani, hipnoz esnasında, nostaljik durumlarda gözlenebilir. Paranoid, obsesif durumlarda seçici biçimde bellek artışı görülür.

Bellekte azalma (hipomnezi): dikkat dağınıklığı, bunamalar, ağır çökkünlükler.


Bellek yitimi (amnezi): bunamalar, amnestik bozukluk, büyük ruhsal örselenmelere bağlı disosiyatif bozukluklar.

Retrograd, anterograd, total ve laküner olmak üzere dörde ayrılır:

Geriye doğru bellek yitimi (retrograd amnezi): amnestik bozukluk, kafa travmaları, epilepsi nöbeti ardından (postiktal). Olayın öncesini hatırlayamama.

İleriye doğru bellek yitimi (anterograd amnezi): amnestik bozukluk, kafa travmalarında yeni bilgi öğrenememe durumu…Olayın sonrasını hatırlayamama.

Total amnezi: Olaydan hem önceyi hem sonrayı hatırlayamama.

Bellek boşlukları (laküner amnezi): bunamaların başlangıç dönemi, alkolizm. Bellekte boşluklar biçiminde kayıplar olması.

Blackout : Özellikle aşırı alkol alımı sonrasında, alkollü durumda yaşanan geçmiş yaşantıların ayıklık durumunda hatırlanamaması

Paramnezi: Bellekte hatırlama sürecinde izlenen çarpıtmalardır:
Retrospektif falsifikasyon: Geçmişte yaşanan bir olayın kişinin içinde bulunduğu duygusal, bilişsel ve yaşantısal duruma bağlı olarak çarpıtılması.

Konfabulasyon (masallama): bellekteki boşlukların, hayali – uydurulmuş yaşantılarla doldurulması.

Déjà vu: Kişinin yeni gördüğü bir şeyi sanki daha önce görmüş gibi hissetmesi. Patoloji olmadan da görülebilir.
Jamais vu: Kişinin daha önce yaşadığı/ gördüğü bir şeyi sanki yeni görmüş gibi hissetmesi, anımsamamasıdır..
Represyon : Bilinç tarafından kabul edilmeyen dürtü ve düşüncelerin bilinç dışına itilerek bastırılmasını sağlayan normal savunma düzeneği.

DİKKAT

Bir konu ya da nesneye zihni odaklayabilme ve bu durumu sürdürebilme yetisidir. Psikiyatrik muayenede spontan ve volenter (istemli) olmak üzere iki kısımda ele alınır.

Spontan dikkat: Bir çaba harcamadan ortaya konulan dikkat. Spontan dikkati ölçmek için hastanın gözünü kapatarak odada bulunan eşyaları sayması istenebilir. Manik hastalarda spontan dikkat artarken, organik ruhsal bozukluklar, depresyon ve anksiyete durumlarında azalır. Kronik şizofren hastalarda dış dünyaya ilgisizlikten dolayı spontan dikkat azalmıştır.
Volenter (istemli) dikkat: İstemli olarak ortaya konulan dikkat. Organik ruhsal bozukluklar, şizofreni, mani ve yoğun anksiyete durumlarında azalır. Özellikle anksiyete doğuracak konu ve nesnelere karşı gelişmiş bir seçici dikkatsizlik hali de söz konusu olabilir.

Günlük yaşantıda geçici dikkat dağılmaları olabilir. (örn. Açlık, yorgunluk, zihni uğraştıran şeyler, durumsal sıkıntılar) 
İlgimizi çeken konularda, korku ve tehlike durumlarında dikkatimiz artabilir.
Muayenede hasta:
Dikkatini bir konuya yönlendirebiliyor mu?

O konuda dikkatini sürdürebiliyor mu?

Başka bir konuya geçerken zorlanıyor mu?
Bir kelimenin harflerini tersten sayması, 100’den geriye belli bir sırayla sayması, aynı harf ile başlayan kelimeler söylenmesi istenebilir.
Dikkat azalması: Deliryum, depresyon, anksiyete bozuklukları, şizofreni ve demansta.
Distraktibilite: Dikkatini belli bir konu üzerinde odaklayıp- sürdürememe, önemsiz bir uyaranla dikkatin başka bir yöne kayması durumudur. Manide, bazı kişilik patolojilerinde görülebilir.

Hipervijilans: Dikkatin bütün iç ve dış uyaranlar üzerinde toplanması ve odaklanmasıdır. Paranoid durumlarda görülebilir.

Trans: Dikkatin aşırı odaklanması ve bilinç değişikliğinin olması. Çevresel uyaranlara tepki verme düzeyinde belirgin bir azalmanın olduğu sanki uykudaymış gibi durumdur. Disosiyatif durumlarda, dini etkinliklerde görülebilir.

ALGILAMA (İDRAK ETME)

Dış ve iç uyaranların duyu organları aracılığı ile beyne iletilmesi, beyinde değerlendirilmesi ve tanınmasıdır; entellektüel, duyusal ve duygusal verileri mantıklı ve anlamlı bir şekilde tertipleyen zihinsel süreçlerin bütününü ifade eder. Başka bir ifadeyle fiziksel uyaranların beş duyu ile alınıp, bellek işlevi ile birlikte tanınması işlemidir.

ALGI SAPMALARI

Yanılsama (illüzyon): Gerçek bir nesnenin ya da uyaranın yanlış algılanması ve yorumlanmasıdır. Sağlıklı kişilerde de görülebilir. Örneğin gece mezarlıktan geçerken bir ağacı insan gibi görmek normal yanılsama sayılabilir. Organik ruhsal bozukluklarda, histeride ve yoğun anksiyete durumlarında görülebilir.
Varsanı (halüsinasyon): Bir uyaranın / nesnenin olmadığı halde var gibi algılanmasıdır. Örneğin bir konuşan olmadığı halde hastanın kulağına komut veren, suçlayıcı vb sesler gelebilir ( işitme varsanısı). Hasta ortamda bulunmayan nesneleri, kişileri görebilir (görme varsanısı). Beş duyuya (işitme, görme, dokunma, tat, koku) ilişkin varsanılar olmakla birlikte psikiyatride en sık karşılaşılan algı bozuklukları işitme ve ardından görme varsanılarıdır. Varsanılar genellikle hasta yalnızken, başka bir deyişle dış uyaranlar azalınca yoğunlaşır.
Şizofrenik bozuklukta işitsel halüsinasyonlar sık görülür
Hipnogojik (uykuya dalarken) ve hipnopompik (uykudan uyanırken) varsanıların fazla tanısal değeri yoktur. Ruhsal ya da nörolojik bozukluğu olmayan kişilerde yorgunluk dönemlerinde olabileceği gibi disosiyatif bozukluklarda, anksiyete durumlarında ve narkolepside de görülebilir.
Halüsinoz : Bilinç açıkken hallüsinasyon yaşama halidir. Kronik alkolizmde görülebilir. Fonksiyonel halüsinasyonlardan farkı hastanın bu durumunun bilincinde olmasıdır.
Psödohalüsinasyon: Hasta halüsinasyon tarifler ancak iç görüsü vardır, yaşadığının gerçek olmadığını bilir. 
Hastanın bildirdiği ancak tanımlanabilen bir algının olmadığı durumlarda kullanılır. Örneğin hasta “olmayan şeyleri görüyorum” demekte ancak gerçek özgül bir algıyı tanımlayamamakta ya da gördüğünü bir sahne biçiminde tariflemektedir.
Derealizasyon (gerçekdışılaşma): Çevrenin değişmiş ya da yabancı bir çevre biçiminde algılanmasıdır. Kişi çevresini bambaşka, tanımadık yabancı bir çevre imiş, çevredeki insanları gerçek- canlı değillermiş gibi algılar. Genellikle depersonalizasyonla birlikte görülür.
Depersonalizasyon ( öze yabancılaşma): Kişinin kendi vücudundan ayrılmış gibi hissettiği ve kendi vücuduna ya da zihinsel süreçlerine sanki dışarıdan bir gözlemciymiş gibi baktığı algı değişikliğidir. Depresyonda, disosiyatif durumlarda, şizofrenide, şizoid / sınır kişilik bozukluğunda, toksik psikozlarda, temporal lob epilepsisinde ve aşırı yorgunluk durumlarında görülebilir.
Organik ruhsal bozukluklarda görülen algı bozuklukları:
Agnozi : Duyusal algıları tanıma ve yorumlamada bozukluk .
Anosognozi : Hastalığın görmezden gelinmesi/ inkarı. Daha çok hemiplejik hastalarda görülür. Hasta felçli tarafını sağlam gibi algılamaktadır, özellikle sağ hemisfer lezyonlarında görülür.
Ototopagnozi : Bedenin bir parçasının inkarıdır. Beden imgesinde bir bozukluk vardır. Parietal lob lezyonlarında görülür.
Vizüel (görsel) agnozi: Görülen nesne ve kişileri tanımada yetersizlik vardır. Oksipital korteks lezyonlarında görülür.
Asterognozi (dokunma agnozisi) : Duyu bozukluğu olmadığı halde dokunarak cisimleri tanıyamama halidir. Superior parietal lobül lezyonlarında görülür.
Prosopagnozi : Farklı yüzlerin ayırt edilememesi. Lezyon yeri tartışmalı olmakla birlikte genellikle vizüel assosiyasyon korteksi lezyonları sorumlu tutulmaktadır.

Anestezi : Hasta sinir yollarının dağılımına uymayan anestezik bölgeler tanımlar. Konversiyon işareti olarak değerlendirilir.
Makropsi / mikropsi : Nesnelerin olduğundan büyük / küçük algılanması. Konversiyon bozukluğu, dissosiyatif bozukluk yanında organik ruhsal bozukluklarda görülebilir.

DİL YETİSİ

Dil insanların anlamlı sözcükler aracılığıyla duygu ve düşüncelerini diğerlerine iletmeleridir. Dil, konuşma ve düşünme süreci birbirini besleyen, birbirinden ayrılması güç yetilerdir.
Düşünme süreci sözcüklerin, kavramların birbiri ardı sıra örgütlenmiş biçimidir. Dil ve konuşma olmadan değerlendirilemez.

Dil yetisi muayenesinde;

1. Konuşmanın akıcılığı

2. Anlama

3. Tekrarlama

4. Adlandırma

5. Okuma ve yazma yetileri değerlendirilir.

Motor afazi (Akıcı olmayan afazi, Broka afazisi) : Bilişsel bozulmaya bağlı, anlama bozukluğu olmadığı halde, kişinin yavaş, anlaşılmaz ve uygunsuz sözcüklerle konuşması.
Duyusal Afazi (Akıcı afazi, Wernicke afazisi): Konuşma akıcı ve spontan olduğu halde sözcükler anlamsız, ilişkisiz ve içerikten yoksundur.
Global afazi : Motor afazi + duyusal afazi.
Nominal (isimlendirme) afazi: Nesneler isimlendirilemez, ancak ne işe yaradıkları anlatılabilir :  Dominant hemisferin temporal lob lezyonlarında.

Sintaktik afazi: Sözcüklerin düzgün bir sıra ile ve bir cümle oluşturacak şekilde sıralanamaması.

Jargon afazisi: Tekrarlanan anlamsız sözcüklerden ve tamamen hasta tarafından uydurulan kelimelerden (neolojizm) oluşan konuşmadır.

SOYUT DÜŞÜNME YETİSİ

Birincil (primer) düşünce süreci : Mantıksal olmayan, büyüsel düşünce: Neden sonuç bağlantısı ile değil duygular, istekler ve özlemler ile yönlendirilir. Rüyalardaki ve çocukluk dönemi düşünce biçimidir.

Dereistik düşünce: Mantığa ve deneyimlere aykırı düşünce.

İllojik düşünce: çelişkili ve mantık dışı yorumlar içeren düşünce.

Otistik düşünce: kişinin kendi özel dünyasında yaşamasıdır.

Majik (büyüsel) düşünce: Neden-sonuç ilikisinden yoksundur. “O anda aklımdan geçen oldu”. Çocuklarda normalken erişkinde patolojik kabul edilir.

Öncelikle bunamada, zeka geriliğinde, ileri derecede eğitimsiz kişilerde ve şizofrenide soyutlama yetisi bozuk olabilir.

Muayenede; hastaya bir atasözü söyleyip yorumlaması istenebilir. Veya benzer özellikleri olan iki nesnenin ortak noktalarını ya da farklılıklarını bulması istenebilir. Örneğin lale ve karanfilin ortak özellikleri ?

YARGILAMA (MUHAKEME)

Olaylar arasında neden sonuç bağlantısı kurabilme, doğru ve yanlışı, bireysel ve sosyal değerleri ayırt edebilme, bunların ışığında davranabilme yetisidir.
Psikoz, bunama, deliryumda belirgin biçimde bozulur.
Her türden hezeyan, bunamalı bir kişinin kültürüne aykırı ilişkiler kurmaya kalkışması ağır yargılama bozukluğu belirtileridir.

GERÇEĞİ DEĞERLENDİRME YETİSİ (Reality testing )

Bireyin kafasında (düşüncelerinde, hayallerinde) olup bitenlerle dış alemdeki gerçek arasında ayırım yapabilmesidir.
Neyin düşünce, neyin eylem ve olay, neyin hayal, neyin gerçek olduğunu ayırt edebilmektir.
Gerçeği değerlendirmenin bozulması durumları varsanı ve sanrılarla belirgin psikoza işaret eder.

DÜŞÜNCE

Bir uyaran sonucu zihinde sembollerin ortaya çıkmasıdır.
Normal düşüncenin özellikleri:
a. Gerçeğe uygundur,
b. Bir amaca yöneliktir,
c. Birbiri ile bağlantılı ve düzenli bir akış gösterir.


ÇAĞRIŞIMLARIN DÜZENİ

A. Düşünce akışı, hız ve ritmi (çağrışım, assosiyasyon): Sözcük ve kavramların birbiri ardısıra oluşmasıdır.
Çağrışım bozuklukları artma, azalma ve bozulma olarak sınıflandırılabilir:
Artma:
Düşünce uçuşması (flight of ideas) : Düşüncelerin çok hızlı bir şekilde birbiri ardısıra gelmesidir (mani).
Lögore : Tutarlı ancak çok hızlı konuşma (mani).
Azalma:
Blokaj: Çağrışımların tıkanması, kesilmesi (şizofreni, depresyon).
Mutizm : Hiç konuşmama hali (şizofreni ve psikotik depresyon, konversiyon).
Bozulma:
Klang çağrışım (uyaklı konuşma): Anlamsız da olsa kelimelerin kafiyelerine göre sıralanmasıdır.
Teğet konuşma (tanjantiyalite) : Çağrışımların ana konuya yöneltilememesi ve amaca ulaşamama ile belirli konuşma. Kronik alkolizm, Korsakof psikozu, demans, mani dönemi.
Neolojizm: Yeni, yapma kelime ve kavramlar uydurma. Örnek: bıçtak. şizofreni.
Kelime (laf) salatası : Kelimelerin karmakarışık sıralanıp söylenmesi.
Ekolali : Söylenenin tekrarı.
Verbijerasyon: Aynı kelime veya ifadenin anlamsız biçimde tekrarlanması.
Ayrıntıcılık- çevresellik (sirkumstansiyalite) : Ana konu konuşulurken araya sık sık gereksiz ve anlamsız ayrıntılar sokularak sonuca güçlükle varabilen konuşma. Şizofrenide ve absans nöbetinde.
Çağrışımlarda gevşeklik (Enkoherans) : Düşüncede birbiri ile ilişkisiz biçimdeki kelime ve kavramlar konuşmayı dikişsizleştirir, konuşma sonuca varamaz, anlamsızlaşır.
Kondensasyon (yoğunlaştırma): Değişik kavramların mantıksal bir neden olmadan tek bir kavram haline getirilmesidir. Ör. Mayıstos.
Psödolojia fantastika : Çokça ve abartılı yalanlar söylemek. Munchausen Sendromu, kişilik bozukluklarında.


DÜŞÜNCENIN İÇERİĞİ

Aşırılık ve bozukluklar: sanrılar, saplantılar ( obsesyon), acayip düşünceler ve inançlar; mistik, metafizik, bedensel, dinsel ve başka konularda aşırı uğraşlar, intihar ya da öldürme düşünceleri.

B. Düşünce İçeriği Bozuklukları

a. azalma
Düşünce fakirliği/ içerik fakirleşmesi
Düşüncenin boşluklar, belirsiz ifadeler içermesi nedeniyle içeriğinin boşalması. Zeka gerilikleri, melankolik özellikli depresyon, bunama ve kronik dezorganize şizofrenide rastlanabilir.
b. artma
Aşırı derecede zihni işgal eden düşünce ve fantezilerdir. Bipolar durumlar, sanrılı bozukluklar.

c. bozulma
Sanrı
Aşırı değerlenmiş düşünce
Obsesyon


SANRI (HEZEYAN)

Hastanın zekası ve kültürel özellikleriyle açıklanamayan, dış gerçekliğin hatalı yorumuna bağlı ve aksine delillerle / mantıklı açıklamalarla sarsılmayan yanlış, yalınkat, ve kesin inanışlardır.
Psikotik bozukluklardaki temel düşünce içeriğidir.
Sistemli / tuhaf olmayan hezeyanlar: Kendi içinde gerçeğin çekirdeğini taşıması ve mantıksal bir düzeni olan, vuku bulması olası ancak gerçekte olmayan olay ve durumlardır. Zaman zaman dinleyen kişiyi inandırırlar, mahkemeleri dahi yorarlar. Örneğin, “gizli bir örgüt tarafından takip edilme”
Bizar (tuhaf) hezeyan: Komple imkansız, kişinin kültüründe tümüyle inanılmaz bir durumu kapsayan hezeyanlardır: Örn. “benim kalbimle annemin kalbini değiştirmişler”

İÇERİĞE GÖRE SANRI TÜRLERİ

Büyüklük sanrıları: Kendi içinde grandiöz / yetenek hezeyanları ( Hasta özel bir takım güçlerinin olduğu…) ve grandiöz kimlik hezeyanları ( ünlü bir sanatçı, evliya, mehdi ya da bir peygamber gibi önemli biri olduğu) şeklinde ayrılabilir.

Kötülük görme (perseküsyon) sanrıları:  Kişinin ya da bir yakınının saldırıya uğrayacağı, zarar verilmek istendiği yönünde hezeyanlardır. ‘’hakkımda kötü düşünüyorlar, beni izliyorlar, komplo kurmuşlar, çocuğumu zehirleyecekler’’ gibi.

Alınganlık (referans) sanrıları: Kişinin yakın çevresindeki olayların, nesnelerin ya da diğer kişilerin özel ve olağandışı önemi olduğuna ilişkin hezeyanlardır. ‘’radyo ve televizyondan bana laf atıyorlar’’  ‘’insanlar öksürerek ya da arabalarının farlarını yakıp söndürerek veya aralarında konuşurken eşcinsel olduğumu ima ediyorlar’’ gibi..

Etkilenme sanrıları: ‘’Kafamın içine bir cihaz konmuş, bana istediklerini yaptırıyorlar’’
tv-radyo ya da lazer ışınlarıyla davranışlarıma yön veriyorlar’’ gibi.

Etkileme sanrıları :’’Düşünce yoluyla, metafizik – gizli güçlerle başkalarının davranışlarını yönetiyorum’’ gibi.
Kontrol edilme sanrıları: Düşüncelerin kontrol edilmesi, düşünce sokulması, düşünce çekilmesi ve düşünce yayınlanması hezeyanlarını içerir.

Düşünce sokulması: ’’Kafama bana ait olmayan düşünceler sokuyorlar’’ gibi.
Düşünce yayınlanması: Kişinin düşüncelerinin, başkalarınca yayımlandığı hezeyanıdır.
Düşünce okunması/çalınmas: ’’Düşüncelerimi olduğu gibi okuyorlar ve alıp yararlanıyorlar’’
Erotomanik sanrılar: Genellikle şöhretli, zengin ya da etkili bir insanın kendisine aşık olduğu inancı.

Küçüklük sanrıları: ‘’Ben bir işe yaramam, değersizim, tedavi edilmeye değmem.

’’
Nihilistik sanrılar:  Kişinin kendisinin, bedeninin bir parçasının olmadığına, yok olduğuna dair hezeyan.’’Ben yokum, ölmüşüm, kalbim, midem, bağırsaklarım çürümüş, erimiş, yok olmuş’’ .

Somatik sanrılar: Kişinin beden görünümü ya da işlevi ile ilgili olan hezeyanlardır. Hasta vücudunun hastalandığına ya da değiştiğine inanır. ‘’Bende kanser, AİDS var.

’’
Öze yabancılaşma sanrıları (depersonalizasyon): ’’ Ben hem erkek, hem kadınım’’,‘’bedenimin alt tarafı karımın bedeninin alt yarısına dönüştü’’.

Gerçekdışılaşma sanrıları (derealizasyon):’’Burası benim şehrim değil, sahtesini yapmışlar, annem babam değişmişler, onları tanımıyorum.

’’
Capgras Sendromu (illusion of double):
Yabancı kişilerin, kendi yakınlarının yerine geçtikleri, onların yerini almış oldukları inancı. “Bu annem değil onun kılığına girmiş bir cadı”


AŞIRI DEĞERLENMİŞ DÜŞÜNCELER

Çevredikelere anlamsız ya da gereksiz görünse de herhangi bir düşünceye aşırı duygusal yatırım yaparak sürekli olarak bunu düşünme ve gündeme getirme. 
Sanrıya göre daha hafif, mantıksız ve uzun süreli inanç olarak tanımlanmaktadır. Sanrı ile obsesyon arasında yer alır. Kişinin bu düşüncenin doğru olmadığı konusunda yeterli iç görüsü varsa saplantı, hiç iç görüsü yoksa sanrı, ikisinin arasındaki durumlar ise aşırı değer verilmiş düşünce olarak adlandırılır. Kıskançlık, aşk-yoğun tutku bazı mistik / hipokondriak uğraşılar .

SANRISAL ALGILAMA


Olağan bir algının sanrısal yorumlanmasıdır. Örnek: Ağır suçluluk sanrıları nedeniyle güçlü bir cezalandırma beklentisi içinde olan psikotik bir hastanın dışarıdaki ayak seslerini kendisini asmaya gelenlerin ayak sesi olarak düşünmesi gibi.

SAPLANTI/TAKINTI/OBSESYON

İstenmeden gelen, belirgin anksiyete ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da hayallerdir.

Bu düşünceler, dürtüler ya da hayaller yalnızca gerçek yaşam sorunları ile ilgili aşırı üzüntüler değildir. Kişi bunlara önem vermemeye, bunları baskılamaya ya da başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır. Ayrıca bunları kendi zihninin bir ürünü olarak görür ve çoğunlukla mantıksız olduğunun farkındadır.

Obsesyonlar en çok obsesif kompülsif bozuklukta görülse de depresyon ve şizofreni ve başka bozukluklarda da görülebilir.
Sorgulama:

“Bir türlü kafanızdan atamadığınız, sürekli olarak sizi rahatsız eden bir takım düşünceleriniz oluyor mu?”

“Bir takım şeyleri ardı ardına yapmaya kendinizi zorunlu hisseder misiniz?”
“Evden ayrıldıktan sonra, kapıyı kitleyip kitlemediğiniz, ışıkları söndürüp söndürmediğiniz, doğalgazı ya da tüpü kapatıp kapatmadığınız sık sık aklınıza takılır mı?”

“Kendinizi bunları defalarca kontrol etmek zorunda hisseder misiniz?”

Sık görülen obsesyonlar:
a- Şüphe obsesyonları: Kişinin bir eylemi yapıp yapmadığı konusunda tereddütlerinin olması, örneğin, “kapıyı kitledim mi kitlemedim mi”, “ocağı kapattım mı”, ya da “bir kimseye farkında olmadan zarar verdim mi ?” vb..
b- Bulaşma ve temizlik obsesyonları: Kişinin bedenine ve giysilerine kir, mikrop, toz, kimyasal madde, deterjan, idrar, gaita ve diğer istenmedik salgıların bulaşmasıyla ilgili saplantıları.
c- Düzen ve simetri obsesyonları: Eşyaların katı bir düzen / simetri içinde yerleştirilmeleri gerektiği saplantısı.
d. Dini obsesyonlar: Kişinin dini inanç ve düşüncelerine zıt olan düşüncelere kapılması. Allah’a , Kitap’a, Peygamber’e, başka kutsal nesnelere küfretme, inkar etme kaygıları vb.
e-Saldırganlık obsesyonları: Elinde olmaksızın, sevdiklerine / yakınındakilere saldıracağı, çocuğunu/yanındakini yüksekten iteceği, başkalarına zarar vereceği düşünceleri.
f-Cinsel obsesyonlar: Kişinin karakterine, yaşına, toplumdaki yerine asla yakıştıramadığı cinsel davranışlar sergileyeceği kaygısı, çok yakın akrabaya, kutsal ya da saygın vb kimselere dair cinsel içerikli düşünceleri/ hayalleri söz konusudur .
g-Batıl inançlar, uğurlu, uğursuz sayılar ve renkler: Kişinin kültürel değerlerinden farklı olan kendine has bazı inanışları, davranışları, uğurlu ya da uğursuz saydığı sayı, gün ve renklerinin olması.

FOBİ

Normalde korkulması beklenmeyen belli bir nesne ya da durumdan yoğun, kalıcı, ısrarlı korku halidir . Korku abartılı olmakla birlikte sınırları oldukça kesindir, sıklıkla korkulan objeden kaçınma davranışı vardır.
a. Özgül nesne /durum fobileri: böcek, köpek, yılan, yükseklik vb.
b. Durum fobileri: kapalı yer, açık alan, asansör, yükseklik, karanlık, sosyal fobi vb..
c. İşlev fobileri: idrar kaçırma, terleme vb..
Agorafobi: Açık alanda bulunmaktan korkmai

Klastrofobi: Kapalı yerlerde bulunmaktan korkma.

Akrofobi: Yüksek yerlerden korkma.

Eritrofobi: Yüzünün kızaracak olmasından korkma.

Algofobi: Ağrıdan korkma
Ksenofobi: Yabancılardan korkma.

Zoofobi: Hayvanlardan korkma
Panfobi: Herşeyden korkma

Sosyal fobi: Toplum önünde konuşma, dışarıda yemek yeme, genel tuvaleti kullanma gibi toplumsal durumlarda utanacağından korkma.  Kişi küçük düşeceği ya da utanç duyulacak biçimde davranacağından korkar. Kişi korkusunun anlamsız olduğunu bilir. Buna rağmen bu durumlardan ya kaçınır ya da çok yoğun bir anksiyete ile bunlara katlanabilir.


DAVRANIŞ

PSİKOMOTOR DAVRANIŞ (CONATION)

Kişi tarafından sergilenen tüm davranışları, motivasyonu, sözel ve sözsüz iletişimi, dışa vuran aktiviteyi ifade eder.
Artmış davranışsal tepkiler:
Psikomotor ajitasyon: Genellikle bir amaca yönelik olmayan ve yoğun anksiyeteye bağlı bilişsel ve motor aşırı aktivite, “sıskıntıdan yerinde duramama” halidir.
Hiperaktivite : Huzursuz, agresif ve yıkıcı faaliyeti ifade eder. Manide görülebilir.
Agresyon : Öfke, kızgınlık ya da dümanca vb. duygulanımların sözel ya da fiziksel motor bileşenidir.
Ekolali : Karşısındakinin konuşmalarını tekrar etme (şizofreni, mental retardasyon)
Ekopraksi : Bir başkasının duruş, oturuş ve hareketlerini amaçsız olarak taklit etme (Şizofreni, tik, bunama, gelişimsel bozukluklar).
Verbigerasyon (streotipik konuşma) : Anlamsız söz ve deyimlerin sürekli tekrarı.
Stereotipik davranış : Anlamsız beden hareketlerinin sürekli tekrarı.
Manyerizm : İstem dışı, garip ve abartılı, tekrarlayıcı ve tuhaf hareketlerdir. Yüz buruşturmasına benzer bir şekilde genellikle yanak, dudak ve alt çenenin anlamsız hareketlerdir. Manyerizme genellikle verbigerasyon da eşlik eder.
Tik :İstemsiz, ani ve hızlı, tekrarlayıcı spazmodik hareketlerdir.  Motor ve vokal tikler olabilir (örn. Basit tik, Tourette Sendromu)
Kore: İstemsiz, ani ve sıçrayıcı kas hareketleri. Nörolojik hastalıklara işaret eder.
Distoni : Genelde antipsikotik tedaviye bağlı olarak beden ve ekstremite, göz kaslarında ağrılı kasılma.
Akatizi Genellikle antipsikotik ilaçların yan etkisi olarak görülen yoğun huzursuzluk ve kas gerginliğinin eşlik ettiği, subjektif yerinde duramama ve sürekli hareket etme ihtiyacı hissetme.
Kompülsyon : Yineleyici ve denetlenemeyen dürtüler sonucu oluşan hareketlerdir. Obsessif kompulsif bozuklukta obsesyonla birlikte görülür. Yapılan eylem bireyin iradesine terstir. Ancak kendisini bu eylemi yapmaktan alıkoyamaz, engellendiğinde ise aşırı huzursuz olur. Konularına göre özgül kompülsyonlar için aşağıdaki terimler kullanılmaktadır.
Dipsomani : Kompulsif alkol içme.
Kleptomani : Çalma, hırsızlık kompülsyonu.
Nimfomani : Kadınlarda aşırı ve kompülsif koitus.
Satiriazis : Erkeklerde aşırı ve kompülsif seks.
Trikotilomani : Saç çekme, yolma kompülsyonu.
Uyurgezerlik (somnambolizm) : Uykuda görülen motor hareketlerdir.

Davranışta azalma durumları:

Mutizm : Yapısal bozukluk /patoloji olmaksızın hiç konuşmama halidir, genellikle hipoaktivite ile birliktedir.  Şizofreni, konversiyon, ağır depresyon durumlarında rastlanır.
Negativizm : Verilen komutlara, harekete geçirme çabalarına karşı direnme, kendine söylenen ya da kendisinden istenenlere karşı bir tutum takınma durumu. (şizofreni, zeka gerilikleri). Simulatif olarak da negativizm görülebilir.
Astazi-abazi: Oturur veya yatarken sorun yaşamayan hastanın, ayakta duramaması ve yürüyememesi durumu.  Konversiyon bozukluğu ..
Katatoni : Bireyin belli bir pozisyonda uzun bir süre kıpırdamadan kalmasıdır.

Çeşitli komponentleri vardır; Katatonik postür, Katatonik rijidite, Katatonik eksitasyon, Negativizm, Katapleksi.
Katatonik eksitasyon: Hareketsiz duran hastanın aniden amaçsız aşırı hareketlilik göstermesidir.
Katapleksi : Konfüzyon ya da bilinç kaybı olmaksızın, duygusal uyaranlarla tetiklenebilen ve ani gelişen güçsüzlük ya da genel kas tonusu kaybıdır .Narkolepside gözlenir.
Otomatik Boyun Eğme (Command automatism) : Bireyin kendisine söylenenleri otomatik bir şekilde yerine getirmesidir. şizofreni, hipnoz .
Balmumu esnekliği (Fleksibilitas serea) : Hastanın bedeninin bir parçasını ( özellikle kol ve bacakların) dışarıdan oluşturulan bir pozisyonda uzun süre kıpırdatmadan tutmasıdır.

UYKU

Uyku, farklı bir bilinç durumu olup insan vücudunun normal ve sağlıklı işlemesi için zorunlu bir ihtiyaçtır.

Uyku Bozuklukları

İnsomnia (uykusuzluk): Uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede bozukluk ya da erken uyanma. Çeşitli fiziksel ya da ruhsal hastalıklarla birlikte ikincil olarak ya da birincil olarak (psikofizyolojik) insomnia görülür. Erişikin nüfusta kısa süreli (1 ayı geçmeyen) uykusuzluk durumları % 30-50, kronik insomnia ise % 5-10 oranındadır.
Hipersomnia: Aşırı uyku hali ya da anormal gündüz uykularıdır. Dokuz saati geçmekine rağmen uykunun dinlendirici olmaması. (ör: Klein-Levin Sendromu, Ensefalit, narkolepsi, uyku apnesi).
Narkolepsi: Gün içinde, işte, derste hatta yolda olabilen ani, istemsiz, aşırı uyku hali. Uyku felci, hipnogajik/hipnopompik halüsinasyonlar, katapleksi (bilinç açıkken ani kas tonusu kaybı) ve gece uykusunun sık sık bölünmesi diğer başlıca belirtileridir.
Solunumla ilişkili uyku bozuklukları
Uykuda apne ve hipopne: uykuda solunum durması yanısıra gündüz aşırı uykululuk halidir.
..

Parasomnialar:
NREM (Hızlı göz hareketleri uykusu dışında) uykudan uyanma bozuklukları.
Kabus bozukluğu: Korkulu canlıca hatırlanan rüyadan uyanma halleri.
Uyku terörleri: Rüya ile ilişkisiz dehşet durumu ile uyanmalar.
Hızlı göz devinimleri (REM) uykusunda davranış bozukluğu.
Huzursuz bacaklar sendromu.
Uyurgezerlik.
Madde/İlaç ile ilişkili uyku bozukluğu.

Sirkadyan ritmle ilişkili uyku bozukluğu: Erken/geç uyuma uyanma fazları, Jet Lag vb

YEME BOZUKLUKLARI

Pek çok psikiyatrik bozuklukla birlikte yeme sorunları da görülür. Anksiyete ve depresyonda aşırı yeme, ya da iştah azalması olabilir. Dezorganize tip şizofrenide dışkı, çöp, çivi vb. maddelerin yenilmesi görülebilir. Katatonik tip şizofreni ve ağır depresyonda yaşamı tehdit edecek derecede şiddetli gıda reddi olabilir.
Özgül yeme bozuklukları:
Anoreksiya nervoza: Kilo alma kaygısıyla ileri derecede gıda kısıtlaması. Genelde kadınlarda ve ergenlikte başlama söz konusudur. Zayıf bir bedene sahip olma arzusu, kilo almaktan aşırı korku, beden algısında çarpıklık vardır.

Hastaların yarısı kadarı yiyecek alımını ileri derecede azaltarak kilo verir, kimileri yoğun egzersiz yapar. Hastaların diğer yarısı da çok katı diyet uygular, ara sıra kontrol kaybederek tıkınırcasına yemek yer ve arkasından bu yediklerini kusarak çıkarır. Bu hastalar aldıkları yiyeceklerin kilo yapmaması düşüncesiyle laksatif (ishal yapıcı) , diüretik (su atıcı) gibi ilaçlara da baş vurabilirler. Sonuçta hasta, tehlikeli biçimde zayıflar.

Bulimia nervoza: Aşırı yemek yeme atakları ve sonrasında kusma- çıkarma ön plandadır. Bu hastalar da yine kilo almak istemediği için anoreksiya nervozadaki gibi yediklerini çıkarmak, kalori yapıcı etkilerini gidermek amacıyla çeşitli yollara başvurur. Ancak bu tabloda farklı olarak hasta hafif kilolu ya da normal beden ağırlığına sahiptir.

Tıkınırcasına yeme bozukluğu
Çıkarma bozukluğu (tıkınırcasına yeme durumu yoktur)
Gece yemek yeme bozukluğu

ZEKA

Zihinsel (entelektüel, anlıksal) yetiyitimleri (intellectual disability, intellectual developmental disorder)

Kognitif kapasite (IQ) ve işlevselliğin değerlendirilmesini gerektirir.

Görüşmeci hastanın zeka düzeyini kendi zeka 
düzeyine göre değerlendirir: Zeka değerlendirmesi bir konfontasyon muayenesidir.
Kişinin konuşması, bilgi ve sözcük dağarcığı, olayları 
sıralaması, yargılaması ve yaklaşım biçimi zeka düzeyi hakkında anlamlı fikir verir. Ayrıca geçmiş okul ve iş performansı gibi bilgiler de değerlendirmede önemlidir.

Sonuçta zeka düzeyi IQ puanından ziyade işlevselliğin düzeyi ile belirlenir. Öğrenebilme, eski öğrenilenlerle bağlantı kurma ve bunları sorun çözme ve çevreye uyum amacıyla kullanabilme yeteneğidir.

DSM-IV zeka geriliği için mental retardasyon terimini kullanmaktaydı ancak son dönemde bunun yerine entelektüel yeti yitimi terimi kullanılmaktadır.
Bu bozukluk gelişimsel evrede başlamalıdır.
Başlıca zihinsel işlevler: akıl yürütme, sorun çözme, tasarlama, soyut düşünme, yargılama, okulda öğrenme ve deneyimlerden öğrenmedir .
Zihinsel (entelektüel, anlıksal) yetiyitiminin şiddeti aşağıdaki gibi kategorize edlmektedir:
Ağır olmayan,
orta derece,
ağır,
çok ağır .

Beş yaşından küçükler için klinik şiddet güvenli değerlendirilemeyeceğinden dolayı ‘genel gelişimsel gecikme’ tanısı kullanılmıştır.

Bireyin zeka düzeyinin ölçülmesinde bir standart oluşturulabilmesi için zeka testleri geliştirilmiştir.

Zeka düzeyi “IQ” ile ifade edilir.
IQ = Zeka Yaşı / Takvim Yaşı x 100

DSM-IV’te Zeka düzeyleri aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır :

IQ ZEKA DÜZEYLERİ (İşlevsellik de esas alınarak):
20-25’in altı. : Çok ağır (Derin) Zeka Geriliği
20/25- 35/40 : Ağır Zeka Geriliği
35/40 – 50/55 : Orta Derecede Zeka Geriliği
50/55 – 70. : Ağır olmayan Zeka Geriliği
70 – 80. : Sınır Zeka
80 – 90 : Donuk Normal Zeka
90 – 110. : Normal
110 – 120. : Yüksek Normal
120 – 130. : Üstün Zeka
130 üstü. : Çok Üstün Zeka

Soyut Düşünme Yetisi
Gelişim sürecinde zeka ve düşünme belirli aşamalardan geçer. 
Çocukluğun ilk yıllarında somut düşünce hakimdir. Zamanla soyut düşünme gelişir. 
Demans, Mental Retardasyon, ileri derecede eğitimsiz kişilerde ve şizofrenide soyutlama yeteneği bozulur. 
Muayenede
Atasözleri veya deyimler sorulabilir . örn. Bir elin nesi var iki elin sesi var.
 İki nesne arasındaki farklar ve benzerlikler sorulabilir. örn. Gül ve karanfilin benzerliği ( ikisi de çiçek )

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI 

Erken boşalma
Sertleşme bozukluğu
Kadında orgazm bozukluğu
Kadında cinsel ilgi/uyarılma bozukluğu
Cinsel organlarda-pelviste ağrı/içe girme bozukluğu
Erkekte düşük cinsel istek bozukluğu
Boşalmada gecikme

CİNSEL SAPMALAR

DSM-5, parafili ve parafilik bozuklukları ayırmıştır. Parafilik bozukluk, diğerinden farklı olarak ciddi sıkıntıya yol açar ve kişiye ya da başkalarına zarar verme olasılığı bulunur.
Parafili, parafilik bozukluklar için gerekli ama yeterli değildir, tek başına klinik müdahale gerektirmez.
DSM-III-R’den beri parafilik bozukluk ölçütlerinde bir değişme yoktur.
Parafili bozukluklar:
Gözetlemecilik boz (Voyerizm): Başkalarının cinsel organlarını ya da cinsel davranışlarını gözetleme tutkusu.
Göstermecilik boz (Ekshibisyonizm): Cinsel organlarını teşhir etme tutkusu.
Sürtünmecilik boz (Frotterizm).
Cinsel mazoşizm: Cinsellikte kendisine acı çektirme, eziyet ettirme tutkusu.
Cinsel sadizm : Cinsellikte partnerine acı çektirme, eziyet etme tutkusu.
Fetişizm : Cinsellikle ilişkili olmayan nesnelerle cinsel doyum.
Travesti bozukluğu : Karşı cins gibi giyinme.
Pedofili : Çocuklara cinsel igi.
Gerontofili : Yaşlılarla cinsel ilişki tutkusu.
Nekrofili : Ölü ile cinsel ilişki tutkusu.
Zoofili : Hayvanlarla cinsel ilişki tutkusu.

CİNSEL KİMLİĞİNDEN YAKINMA (HOŞNUT OLMAMA, GENDER DYSPHORİA)

Kişinin biyolojik cinsiyetiyle cinsiyet kimliği arasında uyumsuzluk yaşaması, bedeninden hoşnut olmaması, karşı cinsin beden özelliklerine sahip olmaya yoğun arzu duyması ve kendisine karşı cinsten biri gibi davranılma isteğini tanımlar.

ICD-10 tanı sisteminde bu durum transseksüalizm olarak belirtilmiş, DSM-5’te ise ‘cinsiyet disforisi (cinsel kimliğinden hoşnut olmama)’ olarak tanımlanmıştır. Böylece, bozukluk sözcüğünün getirdiği damgalamayı azaltmak ve durumun kimlik üzerinden değil, kişinin yaşadığı sıkıntıyı vurgulayarak açıklanması amaçlanmıştır.

Cinsel kimlik disfori sendromu olgularının çoğu DSM-lV’ e göre psikotik bozukluklar/ duygudurum bozuklukları gibi birinci eksen tanısı alır. Yine psikozun eşik altı formları, karakter patolojileri, majör gelişimsel problemler de sıklıkla cinsiyet disforisine eşlik edebilmektedir.

Kaynaklar

E. Köroğlu & C. Güleç (Eds.), Psikiyatri temel Kitabı (2nd ed. ed., pp. 32-61). Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Gulati, G., Lynall, M.-A., & Saunders, K. (2014). The basic psychiatric assessment Psychiatry (Eleventh edition. ed., pp. 9-18).
Ruhsal Durum Muayenesi: Belirti ve Bulgular. M. O. Öztürk & A. Uluşahin (Editörler), Ruh Sağlığı ve Bozuklukları (s. 125-144.). Ankara: Nobel Tıp Kitabevleri Ltd. Şti.
Sadock, B. J., Kaplan, H. I, & Sadock, V. 4. A. (2007). Clinical Examination of the Psychiatric Patient. In Kaplan & Sadock’s synopsis of psychiatry : behavioral sciences/clinical psychiatry (10th ed. / B J Sadock, V Alcott 5. Sadock. ed., pp. 227-243). Philadelphia ; London: Lippincott Williams & Wilkins.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir